AK PARTi Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın AK PARTi TBMM Gurubu'nda yaptığı konuşmanın tam metni:
AK PARTi GRUP TOPLANTISI (9 HAZİRAN 2009)
Değerli misafirler, değerli milletvekili arkadaşlarım,
Yeni bir grup toplantımızda, sizleri en kalbi duygularla selamlıyorum.
Dünyada ve ülkemizde çok önemli gelişmelerin yaşandığı bir haftayı geride bıraktık.
Yüksek Seçim Kurulu tarafından çeşitli nedenlerle iptal edilen mahalli idare seçimleri, 7 Haziran Pazar günü yeniden yapıldı.
25 ilde 30 ayrı belediye başkanlığı ile, 11 beldede belediye meclis üyeliği, 220 köy ve mahalle muhtarlığı için vatandaşlarımız sandık başına gitti. Münferit bazı olaylar dışında seçimler sükunet içinde tamamlandı ve bu mahalli birimlerde yaşayan vatandaşlarımızın demokratik tercihleri sandığa böylece yansımış oldu. Seçimlerin tekrarlandığı 7 ilçenin 4'ünde, Sakarya Akyazı, Isparta Şarkikarağaç, Elazığ Ağın ve Yozgat Kadışehri'nde AK PARTi'li adaylar milletimizden yetki aldılar.
25 beldenin 8'inde de yine AK PARTi'li adaylarımız ipi göğüslediler.
1 beldede seçimlere itiraz edildi, böylece seçimlerin yenilendiği 29 birimin 12'sinde AK PARTi, belediye başkanlıklarını kazanmış oldu.
Yine geçici sonuçlara göre, seçimlerin yenilendiği belediyelerimizde AK PARTi yaklaşık yüzde 43 oy oranına ulaşarak, en yakın rakibine 23 puan fark attı ve seçimleri açık ara önde tamamladı.
Nitekim,
CHP yüzde 17 ve MHP yüzde 15'lik bir oy oranı elde edebilirken,
AK PARTi yüzde 43 oy oranına ulaşmış, bu her iki partinin toplamından
11 puan daha fazla oy almıştır.
Böylece 29 Mart'tan sonra "AK PARTi düşüşe geçti" diye düğün bayram yapan, toplumumuzu yanıltmaya çalışan kesimlerin nasıl bir kandırmaca içinde oldukları çok geçmeden açığa çıkmış oldu.
Önemli olan bir diğer sonuç da şudur: AK PARTi, seçime girilen tüm birimlerde birinci veya ikinci sırada yarışın en önemli aktörü olurken, diğer partiler yine belli birimlerde varlık gösterebilmiş, onun dışında yarıştan kopmuşlardır.
AK PARTi, Türkiye'nin her bölgesinde, her şehrinde, her ilçe ve beldesinde siyasetin ana aktörlerinden biri olduğunu, bir Türkiye partisi olduğunu bir kez daha açıkça ortaya koymuştur.
İşte AK PARTi'nin "birlik siyaseti", toplumu bir bütün olarak kucaklama anlayışı yeniden sandıkta kendini göstermiştir.
Öncelikle, seçime katılan bütün vatandaşlarımıza, seçimde görev alan tüm yetkililere teşekkür ediyorum. Ama hepsinden öte bir seçim bölgesi, Sakarya- Akyazı, burası çok daha önemliydi. Orada ise tabi bir Büyükşehir ilçesi olması hasabiyle Akyazı'da yapılan seçimde AK PARTi 11 bini aşkın bir oy alırken, ana muhalefet partisinin aldığı oy 139'dur. Burası çok daha anlamlıdır herhalde. Buranın üzerinde düşünülmesi lazım.
Emaneti partimize yükleyen tüm vatandaşlarımıza şükranlarımı sunuyor, tercihlerinden dolayı kutluyor, emanetlerinin emin ellerde olduğunu ifade etmek istiyorum ve tekrar Pazar günü yapılan seçimlerimizin ülkemiz, demokrasimiz için hayırlı olmasını diliyor, gayret gösteren, emeği geçen tüm kardeşlerime de teşekkür ediyorum, kendilerini tebrik ediyorum.
Değerli kardeşlerim,
Hafta sonunda ülkemizi ve bölgemizi yakından ilgilendiren iki önemli seçim daha yapıldı.
Lübnan halkı, Pazar günü sandık başına giderek, 1991 yılından bugüne kadar en yüksek katılım oranıyla, nispeten olaysız bir şekilde demokratik tercihini sandığa yansıttı.
Seçimden zaferle çıktığı anlaşılan 14 Mart Hareketi'nin lideri Sayın Said Hariri, "Lübnan'da bu seçimlerin kazananı ya da kaybedeni yok, tek kazanan demokrasi ve Lübnan olmuştur" diyerek, son derece anlamlı bir mesaj vermiştir. Temennimiz odur ki Lübnan artık geleceğe yönelik olarak hakikaten bir barış ülkesi olarak geçmişte yaşadıklarını, geçmişte çektiklerini bundan sonra çekmesinler, bundan sonrada barış içinde, huzur içinde geleceğe yürüsünler. Bu seçimlerin Lübnan için, Lübnanlı kardeşlerimiz için hayırlı olmasını temenni ediyoruz.
Bölgemizi olduğu kadar Türkiye'yi de çok yakından ilgilendiren bir başka seçim Avrupa Birliği'nde, Avrupa Parlamentosu milletvekillerinin seçimi için yapıldı. Avrupa Birliği üyesi 27 ülkede yapılan, 4 Haziran'da başlayıp, 7 Haziran Pazar günü tamamlanan Avrupa Parlamentosu seçimlerinin Hıristiyan Demokratların zaferiyle sonuçlandığını görüyoruz.
Seçimlere katılım oranı yüzde 43 olarak gerçekleşti... Bu oran, 30 yıllık Parlamento seçimleri tarihindeki en düşük katılım oranı olarak kayda geçmiştir. Seçim sürecinde milletvekili adaylarını ve siyasi partileri, hatta maalesef bazı ülkelerin liderlerini daha çok Türkiye tartışmaları etrafından kampanya yaparken gözlemledik.
Seçim sonrasında ortaya çıkan tablonun da Türkiye'nin üyeliği boyutuyla olumsuz şekilde değerlendirildiğine şahit oluyoruz.
Öncelikle şu hususu altını çizerek vurgulamak istiyorum: Avrupa Parlamentosu'ndaki sandalye dağılımı, Avrupa Birliği'nin temel politikalarının, temel hedeflerinin değişime uğrayacağı anlamına gelmiyor... Bunu bu şekilde değerlendirmek çok yanlış.
Biz her fırsatta AB'nin, konjonktürel iç siyasi mülahazaların yansıtıldığı bir kurum olmaması gerektiğini dile getirdik.
Zira biz Avrupa Birliği sürecine söylemler üzerinden değil eylemler üzerinden devam ediyoruz. Türkiye'nin buna bakışı budur.
Sürecin özü de budur. Üyelik kriterleri ortadadır.
Taahhütlere sadakat, belirlenen ilke ve kurallara uygun hareket etmek, Birlik ruhunun temelidir.
Bu ruha, bu sadakate, bu ahde uymayan söylem ve davranışlar içine girenler, öncelikle bir siyasi değerler bütünü olan Avrupa Birliği'nin kurucu değerlerine ters bir yaklaşım sergilemiş olurlar.
Türkiye'nin üyeliği, sınır tartışmalarıyla, genişleme polemikleriyle göz ardı edilecek, arka plana atılabilecek bir konu değildir.
Türkiye'nin büyüklüğüne, siyasi ağırlığına, stratejik önemine, kültürel derinliğine yönelik hazımsızlıkları, bu tür yaklaşımlarla perdelemeye çalışanlar, açık söylüyorum beyhude bir çaba içine girerler, AB'nin küresel bir vizyona ulaşmasına da engel olurlar.
Bu mızrak, herşeyden önce bu çuvala sığmaz...
Küçük düşünerek büyük ideallere ulaşmak mümkün değildir.
İç siyasi hesaplarla, tribünlere oynayarak, ayak oyunları yaparak, Avrupa birliği bir küresel güç haline getirilemez.
Herkes tarihe, gelecek nesillere, yarın'ın Avrupa'sına karşı sorumludur.
Bugün günü kurtarma derdinde olanlar, yarın bu sorumsuzluklarının hesabını tarih önünde verirler...
Türkiye olarak biz üyelik kriterleri noktasında üzerimize düşeni yaptık, yapıyoruz.
Katılım sürecinde 10 faslı müzakerelere açtık, bunlardan biri geçici olarak kapatıldı.
Sadece yılbaşından bu yana birçok reforma imza attık.
Yeni yıla 400 sayfadan oluşan Ulusal Programımızla girdik ve önümüzdeki dört yıllık dönemde Türkiye'nin neler yapacağını tek tek sıraladık.
Bakınız, şimdi yeni bir uygulama başlatıyoruz:
Daha önce düzenli olarak toplanamayan Reform İzleme Grubu'nun artık düzenli olarak 2 ayda bir toplanmasını kararlaştırdık.
Bu mekanizmanın Ankara dışında da toplanması kararıyla,
AB sürecini tüm Türkiye geneline daha etkin bir şekilde yaymayı amaçlıyoruz.
Tüm bunlar bizim AB üyeliği yolunda üzerimize düşenleri yaptığımızın açık bir göstergesidir.
Ancak biz çalışmalarımıza kararlılıkla devam ederken,
AB'nin de taahhütlerine sadık kalmasını bekliyoruz.
Bizim sergilediğimiz kararlı tutumun, dik duruşun Avrupa Birliği tarafından da gösterilmesini bekliyoruz ve bu da bizim çok doğal bir hakkımız.
Avrupa Parlamentosu'nda oluşan tablonun, bizim bu hassasiyetlerimizi gözeteceğine inanıyorum, en azından buna inanmak istiyorum.
Bu seçimlerin, Avrupa için, ülkemiz için hayırlı sonuçlar doğurması temennimi de bu vesileyle ifade etmek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım,
Değerli milletvekilleri,
Değeri misafirler,
Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de gündemin ilk sırasında yer alan konu ekonomi. Malum küresel finans kriziyle başlayan bir süreç ve bunun küresel ekonomik krize dönüştüğü bir süreç. Bu süreç Türkiye'den kaynaklanan değil, ABD'den başlayan ve Avrupa'ya doğru uzanan bir süreç. Tabiki bizde bundan az da ola etkileneceğiz dedik ve tedbirlerimizi buna göre aldık, alıyoruz, almaya da devam edeceğiz.
Krizin dünyada ve Türkiye'de olumluya doğru bir seyir izlediğini görüyoruz.
Dün biliyorsunuz Sanayi üretim rakamları açıklandı ve Nisan ayında sanayi üretimi Mart ayına göre 1,4'lük bir artış kaydetti.
Mart ayında da yine sevindirici bir rakama şahit olmuş, Şubat ayına göre sanayi üretiminde 13,5'lik bir artış kaydetmiştik.
Aynı şekilde, yine geçtiğimiz Çarşamba günü enflasyon rakamları açıklandı ve orada da yeni bir tarihi rekora imza attık.
Enflasyon, son 40 yılın en düşük seviyesine, yani 5,2 oranına kadar geriledi.
Öte yandan, İstanbul'da, Ankara'da, Kocaeli'nde, Gaziantep'te sadece son birkaç ay içinde çok büyük yatırımların açılışına bizzat katıldım.
İstanbul Çatalca'da Rüzgar Santrali'nin, İstoç Oto Galericileri Sitesinin açılışını yaptım. Kocaeli'nde Ford Otosan'ın Amerika kıtasına ilk ticari araç ihraç törenine katıldım, yine Gaziantep'te SANKO Holding tarafından yaptırılan büyük bir alışveriş merkezinin açılışını yaptım ki maliyeti 160 milyon dolar.
Yine bugün, grup toplantımızın ardından Ankara Sanayi Odamızın düzenlediği bir törene katılacak, tam 26 yeni fabrikanın açılışını yapacağım. Böyle bir süreçte, Ankara'da 26 fabrikanın açılıyor olması son derece anlamlıdır, son derece sevindiricidir.
Ankaralı sanayicilerimiz, toz boya imalatından tutunuz vinç üretimine kadar 26 farklı alanda 246,5 milyon dolarlık yatırımı Ankara'ya kazandırdılar.
Yine 46 Ankaralı sanayicimize burada ödül verilecek.
Bu sanayicilerimiz de küresel krize rağmen ihracatlarını artıran, innovasyon yatırımı yapan, özellikle de istihdam artışı sağlayan sanayicilerimiz.
Tören öncesinde buradan, grup toplantımızdan tüm bu sanayicilerimizi tebrik ediyor, ülkem ve milletim adına teşekkürlerimi sunuyorum.
Elbette bu yatırımlar, bu rakamlar milletçe hepimizi sevindiriyor ve krizi bütün boyutlarıyla, özellikle de moral boyutuyla aşmamız noktasında bize umut veriyor...
Ancak burada şu hususun da altını çizerek ifade etmek istiyorum: Hiçbir şekilde değerli misafirler, değerli arkadaşlarım tedbiri elden bırakmadık, bırakmıyoruz.
Her şeyden önce gelişmeleri çok yakından izlemeye, tedbirleri devreye almaya devam ediyor, krizden etkilenen kesimleri rahatlatacak önlemlerimizi tek tek uygulama safhasına geçiriyoruz.
Bakınız, Perşembe günü çok kapsamlı üç ayrı tedbir paketini bir basın toplantısıyla açıkladım.
Cumhuriyet tarihimizin en kapsamlı teşvik paketini, 500 bin vatandaşımıza iş sağlamayı öngördüğümüz istihdam paketini ve KOBİ'lerimize can suyu olacak Kredi Garantisi Desteği Uygulaması'nı kamuoyuyla paylaştık.
Biliyorsunuz, krizin etkilerini azaltmak için şu ana kadar 70'e yakın tedbir aldık ve bu tedbirleri başarıyla uyguladık.
Burada sadece bir örneği sizlerle paylaşmak isterim: 2008 yılı Ocak-Mayıs döneminde Türkiye'de 135 bin 721 adet otomobil satılmıştır.
Bu yılın Ocak-Mayıs döneminde ise otomobil satışları geçen yılın aynı dönemini de aşarak 148 bin 677 olarak gerçekleşmiştir.
Üretimden istihdama kadar, yan sanayiye kadar çok geniş bir alanda bu satışlar ekonomiye katkı sağlıyor ve bu rakamlara da aldığımız tedbirler sayesinde ulaşmış bulunuyoruz.
İşte şimdi, Perşembe günü açıkladığımız yeni paketlerle çok daha köklü ve kapsayıcı tedbirleri uygulamaya başlıyoruz.
Otomobil satışlarında gerek ÖTV, gerek KDV noktasında attığımız adımlar sadece otomobilde kalmadı. Mobilya sektöründe çok ciddi sıçrama yapıldı. Bir defa stoklar eritildiği gibi gelecek 2 ay, 3 ay, 4 ay yeni siparişler alınmak suretiyle burada da çok ciddi bir hareketlenme yaşandı, yaşanıyor.
Şurası da son derece önemli: Bu tedbirler, sadece krizin etkilerini azaltmakla kalmayacak, kriz sonrasında Türkiye'nin özellikle yatırım noktasında avantajlı bir konuma yükselmesine de zemin hazırlayacak.
Yatırımcılarımızın yurtdışında daha uygun yatırım yerleri aramalarının önüne geçtiğimiz gibi, uluslararası yatırımların da ülkemize yönelmesi için hayati derecede önemli bir adımı bu paketlerle atmış bulunuyoruz.
Burada yeniden ayrıntılarına girmek istemiyorum...
Ancak çok özet olarak bazı başlıkları hatırlatmakta fayda görüyorum:
Öncelikle Büyük Proje Yatırımları adını verdiğimiz 12 sektördeki yatırımı Türkiye genelinde teşvik ediyoruz.
Sadece sektörel yatırımları değil, bölgesel yatırımları da teşvik ediyoruz.
Bölgesel teşvik noktasında tüm Türkiye'yi kapsam içine aldık. Biliyorsunuz bundan önce 49 vilayetimizi kapsayan bir teşvikimiz vardı. Şimdi ise 81 vilayeti kapsayan bu bölgesel teşviki ele aldık ve onunla hareket ediyoruz.
Gelişmişlik sırasına göre, bu 2002'nin TUİK rakamlarıdır, sosyo-ekonomik gelişmişlik endeksi, tabi burada 2002'den bu yana bir güncellemenin yapılmaması gerçekten bizim için üzücüdür. Güncellemenin yapılması bizi çok daha rahat hareket etmeye sevk edebilirdi. Şimdi kendilerine biz süre verdik ve en geç 2010'un sonuna kadar bu güncellemeyi TUİK bitirecek ve bu güncellemeyle birlikte bu 4 bölge yeniden ele alınıp, yeniden değerlendirilmek suretiyle son durum neyse ona göre bu bölgeler tekrar ilan edilecektir.
Örneğin, Ankara, İstanbul, İzmir, Kocaeli gibi 1'inci bölgede olan illerimizde kurumlar vergisinden istifade ediyor. Bundan önce edilmiyordu, yüzde 20. Ama şimdi yüzde 10'a düşürmek suretiyle onlarda bundan istifade eder hale geldiler.
İkinci bölgede yeni yatırımlara yüzde 30 oranında katkı sağlıyor, kurumlar vergisini yüzde 8 olarak alıyoruz.
Üçüncü bölgede yatırıma katkı oranı yüzde 40 olurken, kurumlar vergisi yüzde 4 olarak belirledik.
4'üncü bölgede ise yatırıma yüzde 60 oranında katkı sağlıyor, kurumlar vergisini yüzde 2 oranında alıyoruz.
Yeni yatırımlarda yine Türkiye genelinde SSK primi işveren hissesini Hazine ödeyecek.
1'inci bölgede 2 yıl süreyle bu muafiyeti sağlarken, süre 4'üncü bölgede
7 yıla çıkıyor. 3 ve 4'üncü bölgelerde yatırım yapacaklara kredi faiz desteği sağlıyoruz.
Büyük proje yatırımları ile bölgesel ve sektörel olarak desteklenecek yatırımlara yatırım yeri tahsis ediyoruz.
Bunun yanında, yatırımlarını 1 ve 2'inci bölgeden 3 ve 4'üncü bölgeye taşıyacak olanlara da kurumlar vergisi, istihdam ve taşınma noktasında kolaylıklar getiriyoruz.
Bu teşviklerden, bu desteklerden, 31 Aralık 2010 tarihine kadar yapılacak yatırımlar yararlanacaklar.
Yararlanmak isteyen girişimcilerimizin, yatırımcılarımızın bu süre kısıtlamasını göz önünde bulundurmalarını bilhassa hatırlatmak istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, teşvik paketimiz ilgili kesimlerden çok olumlu yankılar buldu.
Aldığımız bilgiler, yatırımlar noktasında ciddi bir hareketliliğin başladığını da gösteriyor.
Şu hususu burada özellikle vurgulamak isterim: Elbette böyle bir uygulamayla bütün kesimleri aynı anda ve aynı oranda memnun etmek mümkün değil.
Ama esas olan, yaygın, kaliteli, işlevsel ve özellikle de adaleti gözeten bir teşvik sisteminin getirilmesidir.
"Benim ilim neden şu bölgede değil de bu bölgede, bu grupta diyenler" var...
Bakınız, biz, bu 4 bölgeyi, İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırması'nı esas alarak belirledik.
Yani hangi ilin hangi bölgede olacağı afaki olarak belirlenmemiş; tamamen bilimsel veriler ışığında, tamamen istatistiki gerçekler ışığında ve uluslararası kriterlere uygun olarak bu harita ortaya çıkmıştır.
Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Endeksi oluşturulurken, illerimiz, değerli arkadaşlarım burası çok önemli, 52 farklı kritere göre sıralandırılıyor.
Okul sayısından hastane sayısına, öğretmen sayısından doktor sayısına, yol durumundan su durumuna, nüfustan okur-yazarlığa kadar tam 52 kritere göre bir sıralama yapılıyor.
Önce bütün illerimiz 26 ayrı gruba ayrılıyor, yani bu aynı zamanda katılım ajanslarımızın da kurulacağı iller demektir. Sonra da endeksin kırılma noktalarına göre 4 ayrı bölge tespit ediliyor.
Bu kırılma noktaları dikkate alındığında, örneğin Trabzon'la Muş'un aynı bölgede olmasının son derece tabii olduğu zaten görülecektir.
Şunu da yine dikkatlerinize sunmak istiyorum, tabi bazı detayları belki arkadaşlarım olarak sizler olsun, ülkedeki ilgilenen bazı çevreler olsun bilmeyebilir. Ama bunları yakın takibe alanlar bunu biliyorlar. Nitekim akşam katıldığım bir televizyon programında baktım ki gazeteci arkadaş konuya hakim, biliyor. Nedir o? İki ilin aynı bölgede bulunması her sektörde bölgesel teşviklerden eşit şekilde yararlanacakları anlamına gelmiyor.
Örneğin kağıt ve kağıt ürünleri imalatı Trabzon'da desteklenirken, Tunceli'de metal eşya sektörü destekleniyor.
Yine, Yozgat'ta kimyasal madde ürünleri imalatı desteklenirken, aynı bölgede bulunan Çorum'da bu sektör bölgesel teşviklerden yararlanamayacak. Yaklaşım tarzı bu.
Yani, objektif, bilimsel kriterler kullanarak, son derece gerçekçi, son derece makul, adaletli bir ayrıma gittik.
Hiçbir ilimizi kayırmadık, hiçbir ilimizi de ayrımcılığa tabi tutmadık.
Bazı sektör temsilcileri çıkıp neden biz teşvik kapsamında değiliz diyorlar... Burada da bazı uluslararası anlaşmalar, uluslararası hükümler, Gümrük Birliği gibi bizi bağlayan yükümlülükler etkili olmuştur.
Yatırımların bir ilden diğerine kayması noktasında peşin hükümler verilmemesini de bilhassa rica ediyorum.
Örneği illerle ilgili teşvik çıktığı zaman hiç teşvik alamayan illerimiz vardı. Ama şu anda o illerimizde teşvik kapsamının içine girdi. O zaman da 49 ilimizden buna benzer sesler çıkmıştı ve o 49 ilimizin içerisinde bugüne kadar hiç yatırım yapılmayan illerimiz de var. Onu da burada söyleyeyim ki yatırımların boyutu da ne kadar önemliydi biliyorsunuz.
Sonuçta yatırımlar ülke dışına çıkmıyor, bu ülkede kalıyor, bu ülkenin şehirlerinde kalıyor ve en önemlisi de adil bir şekilde dağılıyor.
İkinci paket istihdam açısından önemli adımları içeriyor.
120 bin işsizimize, çeşitli sosyal programlarda çalışmaları karşılığında istihdam sağlıyoruz.
200 bin işsizimize, günde 15 TL ödeme yapılmak üzere meslek eğitimi,10 bin kişiye girişimcilik eğitimi veriyoruz, yine günlük 15 TL ödeme yapmak suretiyle 100 bin gencimizi mesleki becerilerini geliştirmeleri amacıyla stajyer olarak istihdam ediyoruz.
İşyerlerinde, Nisan 2009 sonundaki istihdama ilave istihdam sağlayanlara 6 ay boyunca işveren prim muafiyeti getiriyoruz.
Bu ve benzeri uygulamalarla, yaklaşık 500 bin işsizin bir iş bulup çalışması, meslek edinmesi, becerilerini geliştirmesi mümkün olacak.
Perşembe günü açıkladığımız üçüncü paket de KOBİ'lerimize kredi garanti desteği sağlamayı amaçlıyor.
Yıllık cirosu 25 milyon TL'nin altında olan, en fazla 250 işçi çalıştıran KOBİ'lerimiz bu fırsattan istifade edecekler.
KOBİ'lerimizin alacakları kredinin yüzde 65'ine Hazine desteği ile Kredi Garanti Kurumu'nca kefalet sağlanacak.
İlk etapta Kredi Garanti Kurumu'na 1 milyar TL kaynak aktarılacak ve böylece 10 milyar TL'lik bir kredi hacmine destek verilmiş olacak.
Öncelikle tüm bu teşviklerin, desteklerin, ülkemize, milletimize, ekonomimize hayırlı olmasını diliyorum. Gerçekten son derece kapsamlı, adil, somut neticeler doğuracak bir uygulamayı başlattık. Elbette her kesimi memnun etmek mümkün değil.
Nitekim, mutad olduğu üzere kimi çevrelerden olumsuz açıklamalar da geldi. Çünkü ülkemizde muhalefet bir şeyi nasıl karıştırırız, nasıl oralarda atılan bu güzel adımlara gölge düşürürüz, hep bunun gayreti içerisinde olmuşlardır, bunda da olacaklardır. 49 ille ilgili çıkardığımız teşvikte de aynı şeyleri yaptılar. Atılan bu tür adımlara hiçbir zaman olumludur, hayırlıdır demediler. Şöyle A'dan Z'ye incelemeye kalksanız belkide kendi ilgililerinin yakınlarının çoğunun bu tür yatırımların içerisinde yer aldığını da görürsünüz. Ne yazık ki buda var. Ama gerçeği söylemeye gelince gerçeği söyleyemezler.
Şu iki noktaya dikkatinizi çekiyorum: Bu üç çalışmayı ilgili sivil toplum kuruluşlarımızın yakın destek ve katkılarıyla gerçekleştirdik.
Başta TOBB, TÜSİAD, MUSİAD, TİM, YASED ve TİSK olmak üzere sivil toplum kuruluşlarımız yatırım teşvik ve kredi garanti mekanizması çalışmamıza destek sağladılar. Yine, işçi ve işveren sendikalarımız istihdamla ilgili çalışmalarımıza görüş ve katkı sağladılar.
Yani hazırlık aşamasında geniş bir mutabakat sağladık ve tarafların önerilerini, görüşlerini azami ölçüde paketlere yansıttık.
Diğer taraftan, eğer süreç içinde aksamalar olursa, eksik gördüğümüz noktalar olursa, bunları da telafi etme imkanımız var.
Ama, hiçbir geçerli gerekçe olmaksızın, tamamen ideolojik bakış açısıyla bu tedbirlere karşı çıkılmasını ben insafsızlık olarak görüyorum.
Türkiye'nin nerelerden, hangi şartlardan bugünlere ulaştığını herkes biliyor, aziz milletim çok daha iyi biliyor.
Türkiye ekonomisi her 2-3 yılda bir ağır ekonomik krizlere maruz kalıyordu. Tam toparlandı denildiği anda yeni bir kriz geliyor, varımızı yoğumuzu, tüm birikimlerimizi, tüm emeklerimizi heba edip gidiyordu.
Bütün bunları hep birlikte yaşadık. Küçük bir siyasi gerilim adeta çığa dönüşüp ekonominin üzerine düşüyordu.
Uluslararası piyasalardaki en hafif dalgalanma bize fırtına olarak, kasırga olarak ulaşıyor ve ağır tahribat yapıyordu. Çok şükür Türkiye bu dönemleri geride bıraktı. 6,5 yılda uyguladığımız ekonomi politikalarıyla Türkiye'yi çok sağlam bir zemin üzerinde ve istikrarlı biçimde geleceğe taşıyoruz.
Türkiye'deki ve dünyadaki gelişmeleri çok yakından takip ettik, bizleri rahatsız edecek yansımaların, yıkıcı etkilerin önüne geçtik. Hiçbir şart altında disiplini elden bırakmadık.
Seçim süreçlerinde bu ülkenin neler yaşadığını herkes iyi hatırlar.
Nasıl bir seçim ekonomisi uygularlar bunları herkes iyi hatırlar.
İktidar partilerinin nasıl bir seçim ekonomisi içerisine girmek suretiyle hazine imkanlarıyla oy tahvil ettiğini iyi bilirler. Ama biz bu yollara asla tevessül etmedik.
Seçim kararları alınır alınmaz disiplin elden bırakılıyor, ekonomi politikaları gevşetiliyor, tüm hedeflerden vazgeçiliyordu.
6,5 yılda 4 seçim, 1 referandum sürecinden geçtik ve hiçbir politikamızdan taviz vermedik, hiçbir hedefimizden vazgeçmedik.
Gerçek neyse bunları konuştuk, bunları anlattık.
Bakınız, milletimiz bizim bu samimiyetimizi, bu kararlılığımızı net olarak görüyor.
Geçmişte muslukları açtılar, para bastılar, bol keseden dağıttılar...
Arkadaşlar şu 6,5 yıl içerisinde hiç karşılıksız para basıldığını gördünüz mü? Böyle bir şey var mı? Ama bizden önceki dönemlerde maalesef bunu hep yaptılar. Bunu hep yaptıkları içindir ki akşam yattık sabah kalktık bir ‘0', akşam yattık sabah kalktık bir ‘0' ve 1'in yanına altı tane sıfır böyle geldi. Biz gelince ne yaptık? Bu altı sıfırın altısını da kesip attık ve paramıza bir değer kazandırdık.
Bizden öncekiler kaşıkla verdiklerini kepçeyle geri aldılar...
Milletimiz bunu defalarca yaşadı ve bizim kararlı duruşumuz karşısında şimdi takdirlerini de iletiyor.
Nitekim, 29 Mart seçimleri öncesinde küresel krizin nasıl istismar konusu yapıldığına hepimiz şahit olduk...
Aynı şekilde bugün de kriz bir siyasi istismar aracı olarak kullanılıyor.
Biz işimize bakıyoruz...
Bizim önceliğimiz milletimizin huzurudur, milletimizin mutluluğudur.
Bugün olsun, orta ve uzun vadede olsun, ülkemizin mutluluğunu, refahını, kalkınmasını, ilerlemesini en öncelikli gündem maddesi olarak görüyoruz ve tüm mesaimizi de buna sarfediyoruz.
Bakınız, bizim bu süreçte en son ihtiyaç duyacağımız şey gerilimdir, gereksiz tartışmalardır, belirsizliğe zemin hazırlayacak açıklama ve girişimlerdir.
Hiç kimsenin Türkiye'yi yerinde saymaya mahkum etme hakkı yoktur, olamaz.
Hiç kimsenin, on yıllardır devam eden kronik meseleleri Türkiye'nin değişmez kaderi gibi görmeye ve göstermeye hakkı yoktur, olamaz.
Başta muhalefet partileri olmak üzere, siyasetin içindeki ya da dışındaki tüm taraflar artık kendi muhasebelerini yapmak, statükoyla yüzleşmek ve ezberlerini gözden geçirmek zorundadır.
29 Mart seçimlerinin ardından AK PARTi'ye yönelik olarak edep sınırlarını zorlayan, nezaket sınırlarını aşan, demokrasi kültürünü hiçe sayan ve hukuku göz ardı eden bir kampanyanın başlatıldığını görüyoruz.
Muhalefet partilerinin temsilcileri, siyasetimizin bugüne kadar şahit olmadığı bir üslupsuzluk ve nezaketsizlik içinde ithamlarda, iddialarda bulunuyorlar.
Aylardır, hatta yıllardır, bir takım bizimle uzaktan yakından ilgisi olmayan iddiaları temcit pilavı gibi gündeme taşıyorlar.
Bakınız değerli arkadaşlarım, yolsuzluk konusunda bizzat benim, arkadaşlarımın, partimin, teşkilatımın en küçük bir müsamahası olmamıştır, bundan sonra da kesinlikle olmayacaktır.
Bu milletin tek bir kuruşunun dahi amacı dışında kullanılmasına rıza göstermeyiz, göz yummayız ve en önemlisi de tahammül göstermeyiz.
6,5 yıldır bu noktada ne kadar samimi olduğumuzu da açık açık tüm yatırımlarımızla ispat ettik. Kusura bakmayın yapılan yatırımlar herhalde uzaydan gelen paralarla olmadı, bu imkanlarla oldu ve geçmiş dönemlerin borçlarını nasıl azaltmaya başladığımız, bunların hepsi ortada. Bunlar resmi rakamlarda da gözüküyor.
Yolsuzluğa tevessül edenlerle mücadelede en küçük bir tedirginliğimiz, en küçük bir çekincemiz olmadı.
Bazı durumlarda bizzat hükümetimiz hukuki süreçleri başlattı, bazı vakalarda bizzat İçişleri Bakanlığımız süreci başlattı, operasyonlara, hukuk süreçlerine gereken her türlü katkıyı sağladık.
Bu parti, adında da ifadesini bulduğu üzere, bu aziz millet kadar aktır ak, bunu böyle bilin. Bu aziz ülkemiz kadar temizdir.
Elinde dosya olan mı var, onu hemen hukuka taşısın, buradan söylüyorum: Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da hukuka, hukuk sürecine destek olmaya biz yürütme olarak devam ederiz.
İddiası olan varsa buyursun savcılara bu iddialarını belgeleriyle birlikte teslim etsin, ama bunun istismarını yapmasın.
Bu ülke bir hukuk devleti. Bu ülkede her şey, Anayasayla, yasalarla hüküm altına alınmıştır.
Dikkat ediniz, seçim meydanlarında ellerinde kırmızı klasörleri sallayanlar, halen o klasörlerin içeriğini açıklamadılar, o klasörlerin
AK PARTi'yle olan ilgisini, ilişkisini açıklamadılar.
Onlar klasör göstermekten ileriye gidemediler, ama bu ülkenin savcıları, hakimleri iddiaların gereğini yapıyorlar, zaten hukuki süreci işletiyorlar.
Bir seneye yaklaştı ve Anayasa Mahkemesi'nin tespit ettiği CHP ile alakalı 1 trilyon Liralık usulsüz harcamanın hesabını vermediler, veremediler. Ne oldu? Anayasa mahkemesi kararını verdi, hazineden aldığın bu parayı ne yaptın, nereye harcadın? Gösterebildin mi? gösteremediler. Gerçek ortada. Şimdi sen bunu görmeyeceksin, bunu konuşmayacaksın, bunu açıklamayacaksın, ondan sonra kalkıp ‘Yavuz Hırsız Ev Sahibini Bastırırmış' anlayışıyla hareket edeceksin! Vaka bu, önce bir defa buna bakalım.
Bu usulsüzlükle ilgili olarak ne kendileriyle, ne de milletle yüzleşmediler.
Şimdi kalkmışlar, bize çamur atıyorlar, bizi karalamaya yelteniyorlar.
Attığınız çamurlar bizim üzerimizde durmaz, bizi kirletmez ve değerli arkadaşlarım bizim partimizin kasasına giren her kuruş sitemizde hergün açıklanır, çıkan para hergün açıklanır. Ne nerededir bellidir ve biz teberru ağırlıklı çalışan bir parti değiliz. Zira hazinemizden bize gelen yardım bizim bu çalışmalarımızı hamdolsun zaten fazlasıyla karşılıyor ve biz partimizin genel merkezini bile aynı şekilde inşa ettik ve orada da hizmetimizi aynı şeklide sürdürüyoruz. Biz buralarda rahatız, huzurluyuz. Benim, arkadaşlarımın kesinlikle burada böyle bir şeye zaten müsaade etmeleri de mümkün değildir.
Muhalefetin derdi üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek. Hükümeti engellemek, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni engellemek, Türkiye'nin kalkınmasını yavaşlatmak, ilerlemesini durdurmak...
Muhalefetin ne yazık ki tüm işlevi ve tüm hedefi artık bu noktaya indirgenmiştir.
Buradan da açık açık söylüyorum: Bu gerilimlerin tarafı herşeye rağmen olmayacağız.
Bu gerilim üslubuna asla tenezzül etmeyeceğiz.
Biz bu oyuna asla gelmeyeceğiz. Onlar engellemeye çalışsın, onlar hızımızı kesmek için her türlü yolu kendilerine mübah görsün...
Biz aldanmayacak, aldatmayacak, yolumuza kararlılıkla devam edeceğiz.
Bakınız, biraz önce de ifade ettim, tarihin en büyük küresel ekonomik krizlerinin içinden geçiyoruz.
Avrupa'da önemli gelişmeler oluyor, bölgemizde önemli gelişmeler oluyor.
1 Haziran itibariyle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde dönem başkanlığını Türkiye devraldı.
Geçtiğimiz hafta Moldova'da Güneydoğu Avrupa Ülkeleri İşbirliği sürecine katıldım, oranın dönem başkanlığı da bize geçti.
Bu kadar önemli gelişmeler olurken, Türkiye küresel bir oyuncu olarak dünya meselelerine katkı sağlarken, muhalefet hala sığ sularda kulaç atmaya devam ediyor.
Biz içimize kapanıp, içimizdeki meselelere kilitlenip, yakaladığımız eşsiz fırsatları ıskalayamayız.
Grubumuzdaki tüm arkadaşlarımdan da rica ediyorum...
Muhalefetin bu oyalama taktiklerine karşı, bu yavaşlatma tekniklerine karşı sağduyuyla, soğukkanlılıkla hareket edecek, gerilime prim vermeyeceğiz.
Bizim hedeflerimiz belli, bizim Türkiye için özlemlerimiz, arzularımız belli.
Bu hedefler doğrultusunda 6,5 yıldır canla başla çalıştık, çalışıyoruz. bundan sonra da aynı aşkla, aynı heyecanla yolumuza devam edeceğiz.
Değerli arkadaşlarım, bu duygularla sözlerime son verirken, bir kez daha grup çalışmalarımıza başarılar diliyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.